May 15 2008

Seni Sevdiğimi Anladım

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 17:03

Sen uzaksin bana ve bir o kadar da yakin. kabullenmek istemedigim, hissetmekten korktugum bir duygu var içimde sana karsi günden güne büyüyen. o duygunun vücudumu sarmasini istemiyorum. eger ufacik da olsa bir yer verirsem ona bu zamanla beni kahreder ve ben kendimi asla affetmem.gözlerimi gözlerinden kaçirmamin, seni görünce, seninle konusunca heyecanlanmamin, seni düsünmekten büyük bir keyif almamin, seninle birlikte oldugumda
elini tutmak isteyisimin, dudagina bir buse kondurmak isteyisimin, bunlarin hepsinin bir nedeni olmali.ve bunlarin ötesinde ne hissedersem hissedeyim, sadece bu hissettiklerimin bende gizli kalacagini, ne olursa olsun senin bunlari
asla ögrenmemen gerektiginin bilincindeyim.bu yaziyi oturmus sana yaziyorum iste. belki bir gün olurda bir tesadüf eseri eline geçer bu yazi ve sen bunu okurken yazarina takilir gözlerin, sasirirsin benim adimi orda görünce ve belki merak edersin bunun kime yazildigini. bilemezsin ki o yazinin senin için
yazildigini. her misrasinda, her kelimesinde senin oldugunu.
bilseydin ne hissederdin ki, bunu bilmeyi isterdim. ufacikta olsa yüreginde benim için ne hissettigini, zaman zaman beni düsünüp düsünmedigini, hepsini bilmek isterdim. ama bunlari senden duymak istemezdim. isterdim ki martilar fisildasin beni sevdigini, denizler senfoni orkestrasi kursunlar senin bana sevgini anlatacak, yildizlar kayarken beni sevdigini çizsinler gökyüzüne. yada gözlerin
gözlerimdeyken seni seviyorum de içinden, ben onu hissederim.
imkansizliklar kahrediyor beni. ama yinede sikayetçi degilim. zaten istesek de seninle iki çilgin asik olamayacagimizin farkindayim.
bu duygu beni korkutuyor ve rahatsiz ediyor çünkü dogru degil. ne dogru ki hayatta zaten…sana yazildigini bilmedigin ve belki hiç haberin bile olmayacak bir yazi birakiyorum. suan beni duymasan da, ve bunu hiç bir zaman bilmeyecek ve anlamayacak olsan da ilk ve son kez söylüyorum bunu ‘’seni seviyorum her seye ragmen”


May 15 2008

Yasamin Yankisinda Sevgiyi Paylasmak

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 17:00

Hayata Yasanmaya Deger..
Merhaba!
Siz, siz olun insani degerlerinizi öldürmeyin! Aglamaksa aglamak, gülmekse gülmek, hüzünlenmekse hüzünlenmek, sevmekse sevmek. Insan bir makina degil, duygusuyla, merhametiyle, sevgisiyle insandir.
Ve nitekim yasamak. Tek bir dokunusta, bir bakista gizli, hissetmekle kalan sahici degerler… Yapay degerlerimizde büyüttügümüz, her seyi lükste,parada, maddiyatta aramanin, hirsin, bencilligin, çürümüslügün gerçek degeri ne olaki.
Hayatimiza o kadar çok karmasa ve ucuz degerler girdiki, her gün biraz daha kaos, biraz daha karmasa içinde yasamin farkina varmadan kaybolup gidiyoruz. O kadar çok acele yasiyoruzki hayati. Bir tabloya bakarken yada bir siiri okurken bile neyi anlattigini, üzerinde durup düsünmeye firsat bulamiyoruz.
O kadar çok sevgi varki yarim kalan, bu acelecilikten sevgileri bile yasayamiyoruz, paylasamiyoruz. Dostluklar bile sahte ve çikar iliskilerinden öteye geçmiyor. Farkinda misiniz? ne kadar çok özlüyoruz dogal dostluklari ve sevgileri.
Peki biz gerçekten dost olabiliyor muyuz insanlara, çikarsiz sevebiliyor muyuz insanlari?
Neden hep yalnizligi seçiyoruz çogunlukla, neden hep boguldugumuzu sanip kaçiyoruz insanlardan? Bu acelecilik bu korku bu kaçis niye? Sevgileri gerçek dostluklari öldürmüyor muyuz hep beraber, sevgilerimizi de öldürecek kadar sevgi katili olmuyor muyuz?
“Bir gün sormuslar Bektasi erenlerinden birine:”Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yasayanlar arasinda ne fark vardir? “diye.”Bakin göstereyim” demis ermis.
Önce sevgiyi dilden gönle indirememis olanlari çagirarak onlara bir sofra hazirlamis.Hepsi oturmuslar yerlerine. Derken tabaklar içinde sicak çorbalar gelmis ve arkasindan da dervis kasiklari denilen bir metre boyunda kasiklar.
Ermis “Bu kasiklarin ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de sart koymus. “Peki” demisler ve içmeye tesebbüs etmisler. Fakat o da ne? Kasiklar uzun geldiginden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar agizlarina.En sonunda bakmislar beceremiyorlar,öylece aç kalkmislar sofradan. Bunun üzerine “Simdi…” demis ermis.
“Sevgiyi gerçekten bilenleri çagiralim yemege.”Yüzleri aydinlik, gözleri sevgi ile gülümseyen isikli insanlar gelmis oturmus sofraya bu defa.”Buyrun” deyince her biri uzun boylu kasigini çorbaya daldirip, karsisindaki kardesine uzatarak içmisler çorbalarini. Böylece her biri digerini doyurmus ve sükrederek kalkmislar sofradan.
“Iste” demis ermis.”Kim ki hayat sofrasinda yalniz kendini görür ve doymayi düsünürse o aç kalacaktir.Ve kim kardesini düsünür de doyurursa o da kardesi tarafindan doyurulacaktir süphesiz.
Sunu da unutmayin:Hayat pazarinda alan degil, veren kazançlidir her zaman…”
Biliyoruz ki, düsündüklerimizle yasantimiz arasindaki ilintiler çogu kez özlenenin, umulanin disinda kaliyor. Toplum olarak da, bireysel olarak da, durmadan bir karamsarliga bir yilginliga dogru sürükleniyoruz. Bunlari söylerken edebiyat yaptigimi yada bilgiçlik tasladigimi sanmayin. salt bireycilik, bireysel saplantilar degil bunlar. toplumsal bir yangina dönüsmüs durumda.

Bunlari yazarken bir arkadasimin anlattigi ve yazarinin ismini bilmedigim kisa bir öykü geldi aklima. Hatirladigim kadariyla öykü söyleydi.
“”Daglik bir bölgede adam küçük ogluyla yürürken, oglan ayagini tasa çarpar ve can acisiyla, “Ahhhhh!”diyebagirir. Dagdan, “Ahhhhh!” diye bir ses gelir ve bu sesi duyan çocuk hayret eder. Merakla “Sen kimsin?” diye bagirir ; ama aldigi tek yanit “Sen kimsin?” olur. Çocuk bu yanita kizar ve, “Sen bir korkaksin!” diye bagirir.Dagdan aldigi yanit “Sen bir korkaksin!” dir. Babasina bakar ve “Baba ne oluyor?”diye sorar.

“Oglum, dikkat et!” diyen baba, vadiye dogru, “Sana hayranim!” diye bagirir.Ses “Sana hayranim!” diye yanitlar. Baba “Sen harikasin!” diye bagirdiginda, bu kez dagdan “Sen harikasin!” yaniti gelir. Çocuk sasirmistir, ama hala ne oldugunu pek anlayamamistir.

Baba ogluna durumu açiklar: ”Oglum, insanlar buna yanki derler ama; ama gerçekte YASAM’in kendisidir. Yasama ne verirsen sana onu yansitir. Yasam senin davranislarinin bir aynasidir. Eger yasaminda daha çok sevgi istiyorsan, insanlari daha çok sev. Eger sana saygili davranilmasini istiyorsan insanlara saygili davran. Eger baskalari tarafindan anlasilmak istiyorsan, önce baskalarini anlamaya gayret göster. Eger insanlarin sana hosgörülü ve sabirli davranmasini istiyorsan, önce sen insanlara karsi hosgörülü ve sabirli olmalisin.
Oglum yasamda ne ekersen onu biçersin. Bu doga yasasi yasamin her yönü için geçerlidir.”

Insanlarin yasami tesadüfler sonucu olusmaz; insanlarin yasami onlarin davranislarinin yansimasindan baska birsey degildir…

Bazen karsimizdakilerin varligina bile tahammül edemiyoruz, çarpik sagliksiz bir kisilige dogru sürükleniyoruz. Salt “Sevmeyi bilmek” baslikli yazimdan dolayi onlarca tehtit ve küfür maili aldigimi yazsam inanir misiniz?

Ey siz sessiz sevgilerin sessiz ortaklari… Bu serin gecenin islak damlaciklari bedeninize yayilirken, üsüyüp kaçmak yerine, Yüreginize sevginin sicakligini esir edin… Ve bunu kendinize bahsedilmis en kutsal ödül sayin. Sevin yalnizca sevin… Dünyanin en güzel seyi insanlarin sevildigini bilmesidir, daha da güzeli sevebilmesidir,sevmeyi bilmesidir. Sevmek hiç bir zaman çilginlik degildir. Sevmek insan tarafimizi bulmamizdir. Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acimali. Sevebilen insan kendini ve yasami kesfeden insandir, talihli insandir. Duygulu duyarli ve güzel insandir. Sevgidir insani yücelten, insanin yasamina anlam ve derinlik kazandiran. Sevmeyenler ve sevemeyenler ot gibi yasayip, ot gibi gidenlerdir. Ah evet, sevgisiz bir dünyada hala sevmeyi bilen siz duyarli dostlara selam, bilmeyenlere de bir mesaj iletiyorum bu sekilde…

‘”Dünyayi sairler yada çocuklar yönetse, o zaman dirlik düzenlik olur; çünkü ikisinin de yüregi sevgi doludur, ikisi de açik yüreklilikle yaklasir hem beyninin hem yüreginin sorunlarina” diyen yazara katilmamak mümkün mü?.

Beynimi beyninizin aydinligina yaslayip, yüregimi yüreginizin sicakligina, güzel, yalin yapmaciksiz duygularinizdan öpüyorum.

Yasami savunma sorumlulugu ve bilinciyle
mutluluklara

Adam Gibi adam Olmak

çevrende herkes sasirsa bunu da senden bilse
sen akli basinda kalabilirsen eger
herkes senden kusku duyarken hem kuskuya yer birakir
hem kendine güvenebilirsen eger

bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karsilik vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düslere kapilmadan düs kurabilir
yolunu saptirmadan düsünebilirsen eger
ne kazandim diye sevinir
ne yikildim diye yerinir
ikisini de önem vermeyebilirsen eger

söyledigin dogruyu ve gerçegi büken düzenbaz
kandirabilir diye saflari dert edinmezsen
ömür verdigin isler bozulsa da yilmaz ve
yeniden koyulabilirsen ise

döküp ortaya varini yogunu
bir yazi turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksizin diline
bastan tutabilirsen yolunu

yüregine, sinirine dayan diyecek
direncinden baska seyin kalmasa da
herkesin birakip gittigi noktaya
sen dayanabilirsen tek basina

herkesle düsüp kalkip yine de erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halki krallarla gezsen de
dost da düsmanda incitemezse seni
ne küçümser nede büyültürsen çevreni

her saatin her dakikasina
emegini katarsan alin terine
hakçasina bölüsürsen vicdanindaki adaleti
her seyiyle dünya önüne serilir
korktugun yerde el öpmez
hükümran oldugun yerde ezmezsen
oglum adam oldun demektir
üstelik adam gibi bir adam.


May 15 2008

Orman Perisinin Gülleri

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 16:55

Orman Perisi’nin Gülleri
Yemyesil agaçlarla kapli ormanin birinde genç bir peri yasarmis. Bu peri çiçeklerden en çok gülleri severmis. Evinin bahçesinde renk renk güller yetistirirmis. Bu güller o kadar taze ve güzellermis ki gören herkes perinin güllerine hayran kalirmis. Peri de güllerini çok sever, her sabah onlari hem sular hem de onlarla konusurmus. Genç peri gülleriyle çok mutluymus, ama onu üzen bir durum varmis. Peri güllerini çok sevdigi için onlarin solmalarina dayanamazmis. Güllerin bir süre sonra solmasi çok dogalmis, fakat genç peri güllerinin solmasina çok üzülüyor, güllerinin hep ilk günkü gibi taze ve diri kalmalarini istiyormus. Kendi kendine “güllerim hep böyle güzel kalsa! O zaman hiç mutsuz olmam.” diyormus. Bir sabah çiçeklerini yine sularken perinin dikkatini sari renkte bir gül tomurcugu çekmis. Bu tomurcuk da diger gül tomurcuklari gibi pek güzelmis. Fakat rengi digerlerinden apayriymis. Çok daha güzel ve degisik bir tondaymis tomurcugun rengi. Bu yüzden, genç peri sari tomurcuga daha özenli bakmaya baslamis. Her sabah ona “küçük sari tomurcuk büyüyecek, kocaman güzel bir gül olacak” diye güzel sözler söylüyormus. Tomurcuk da bunu anliyormus gibi günden güne daha da güzelleserek büyümüs. Kocaman bir gül oldugunda ise bahçedeki diger güllerin arasinda tipki gökyüzündeki günes gibi isildiyormus. O kadar güzelmis ki onu görenler sari güle bakmaya doyamiyorlarmis. Peri de bunun farkindaymis ve çok mutluymus. Fakat sari gülün de bir gün solacagini bildigi için, içten içe bir üzüntü duyuyormus. Aradan bir gün geçmis, bir hafta geçmis, bir ay geçmis. Bu süre içinde bahçedeki bütün güller solmus, yerlerini yeni tomurcuklara birakmislar: güzel, sari gül disinda! Bir ay geçmesine ragmen sari gül solmamis, benzersiz güzelliginden hiçbir sey kaybetmemis. Peri ilk basta bu ise çok sasirmis fakat yine de sevinçliymis. Çünkü güllerinin en güzeli solmamismis. Iyi yürekli peri, her gün onu evinin penceresinden seyrediyor, onu özenle suluyor, ona güzel sözler söylüyormus. Gel zaman git zaman; peri, bu isten sikilmaya baslamis. Sari gül hiç solmuyormus, fakat bu periye artik  mutluluk vermemeye baslamis. Çünkü peri sari güle dair hiçbir umut tasimiyormus içinde. Önceden gülleri soldugu vakit, yeni tomurcuklarin ne zaman çikacagini merak ederek onlarla sabirla ilgilenir, umutla güllerinin açilacagi zamani beklermis. Fakat simdi sari gül hiç solmadigi için böyle düsünceleri kalmamis. Bu da periyi bir zaman sonra mutsuz etmis. Yetistirdigi güllerinin solmamasini isteyerek ne kadar yanlis düsündügünü anlamis. Her seyi dogal haliyle sevmek en güzeliymis. Bu yüzden o günden sonra orman perisi, dogadaki her seyi oldugu gibi kabul etmeye karar vermis. Orman perisi uzun yillar, bahçesinde yetistirdigi güllerle beraber evinde mutlu bir hayat sürmüs.


May 15 2008

Neden Hayatımızda Bir ÇoK Soru İşareti Var ???

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 16:51

Sorunlar..
Hayvanlardan ayricalikli yapan beyin unsuruna sahip olan insanoglu , hala nefes alirken, yasamin içinde bende varim derken,aglayan,gülen,yürüyen,yoruldugunda oturan,kaçan otobüsün arkasindan kosan,kovalayan,yakalayinca binen,binince de “fazla bileti olan var mi?” diye soran,minibüsü kendi malimiz gibi kullanip istedigimiz yerde durduran, inen, yani bizler; elimizdeki,gönlümüzdeki ve hayatimizdaki güzelliklerin,sevgilerin ve paha biçilmez sevenlerin degerini NEDEN(?)kaybettigimiz zaman anlama becerisinde bulunuruz.Kaybedinceye kadar kan kusturup, kaybedince hiçbir günahi olmayan dizlerimizi NEDEN(?) döverek “onu seviyordum,canimdan bile çok seviyordum hem de, ayriliga neden olacak ben ne yaptim ki?” diyerek kulaklari tirmalayan bir sesle, giden balik büyük olur mantigiyla agit yakariz. Geri kazanmak ugruna daha önce yapmamiz gerekenleri NEDEN (?)is isten geçince, o baskasini sevince yapariz.Kirilan kalbi tamir etmek bu kadar kolay mi ki, NEDEN(?) kalp kirariz.Dogru olma!
k yerine NEDEN(?) yalanci, dürüst olmak yerine NEDEN(?) daldan dala konariz.Her seyde aleni olmak yerine NEDEN(?) riyakariz.
Seversek sevilecegimizi,bir adim yaklasirsak sevdigimize onun da iki adim yaklasacagini NEDEN(?) bilmeyiz.Sevdigimizin bize ihtiyaci oldugunda “çok isim var,gelemem” diyerek NEDEN(?) kaçmaya çalisiriz.Ilgiliye ilgisiz,ilgisize ilgili NEDEN (?)oluruz.Yasaklara uymayip dogrulardan NEDEN(?) kaçariz. Sevgi ile oksanmaktan, sevilmekten haz almak yerine, NEDEN(?) kaçariz ve de korkariz. At gözlügü takip etrafimizdan NEDEN (?) bihaberiz. Bizler hiç olumlu düsünmeyip,hep kuskulu,hep tedirgin ve hep kiskanç ve NEDEN(?) hep olumsuzuz.Bunlari çogaltmak,çogaltmak mümkün.
Sonuç olarak; NEDEN hayatimizda bir çok (?) soru isareti var.Ve NEDEN bu soru
Isaretlerini bizler var ederiz.Ve bu NEDEN ‘lere, NEDEN(?) NIÇIN(?) böyle oluyor diyemeyiz. Ve bu NEDEN(?) ve NIÇIN’ lere NASIL oluyor da çözüm bulamiyoruz.
Iste hayatimiz NEDEN,NIÇIN ve NASIL ’larla geçiyor.
Uyuyoruz NEDEN?
Uyanmiyoruz NIÇIN?
Degisir miyiz ? degisiriz ama NASIL?


May 15 2008

Karamanın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 16:49

1243 senesi Kösedag savasindan ve bozgunundan sonra, Selçuklu ordusu çekilmis, Mogol ordusu yer yer Anadolu’yu istilaya baslamisti. Mogollar Müslüman olmadiklari için, Müslüman Türklere karsi çok düsmanca hareket ediyorlardi. Kuvvetçe çok üstün durumda bulunuyorlar ve her savasta galip geliyorlardi. Konya’yi istila ettikten sonra, Kerimüddin Karaman Bey zamaninda Karaman’in üzerine yürüdüler. Tarih takriben 1258 siralari idi. Karamanoglullari telasa düstüler. Zira Mogollar direnen yerlerde halki kiliçtan geçiriyorlardi. Ne yapip yapip, bu putperest Mogollari yenmek lazimdi. Karamanlilar basit bir harp hilesi düsündüler. Netice de Mogollar baskin yapacaklardi. Mogol ordusu Konya üzerinden Karadag’a dogru ilerliyorlardi. O tarihte Karadag ormanla kapli idi. Karaman askerleri koyun postuna bürünerek, bir koyun sürüsünün arasina karistilar. Sürü ile birlikte Mogol ordusuna dogru yaklasmaya basladilar. Mogol ordusu, sürüyü gasbetmek, yiyip içmek için bir kaç koyun yakalayip! kestiler, kizarttilar ve içkiyle beraber yemeye basladilar. Tam sizdiklari sirada, koyun postuna bürünen Karaman askerleri üzerlerindeki postlari atarak, Mogollarin üzerlerine çullandilar. Bir yandan da ormanda gizlenmis bulunan esas ordu, Mogollara hücum etti. Bütün Mogol ordusu orada yok edildi. Tek tük kaçip kurulabilen Mogollar da etrafa bu deyimi yaydilar.


May 15 2008

Çatlak Kova

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 16:47

Bir zamanlar efendisinin evine nehirden her gün su tasiyan bir köle varmis .Bi iside boynuna astigi uzun bir sopanin uçlarina
taktigi iki büyük kovayla yaparmis.
Kovalardan biri çatlakmis.
Saglam olan kova her seferinde irmaktan efendisinin evine ulasan uzun yolu,dolu olarak tamamlarken,çatlak kova içine konan suyun sadece yarisini eve ulastirabilirmis.
Bu durum iki yil boyunca her gün böyle devam etmis .Köle her seferinde efendisinin evine sadece 1,5 kova su götürebilirmis.Saglam kova basarisiyla gurur duyarken zavalli çatlak kova görevinin sadece yarisini yerine getiriyor olmaktan dolayi utanç duyuyormus.
Iki yilin sonunda bir gün çatlak kova irmagin kiyisinda köleye seslenmis: “Kendimden utaniyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” Neden diye sormus köle .Niye utanç duyuyorsun. Kova cevap vermis.
“Çünkü iki yildir çatlagimdan su sizdigi içintasima görevimin sadece yarisini yerine getirebiliyorum.Benim kusurumdan dolayi sen bu kadar çalismana ragmen,emeklerinin tam karsiligini alamiyorsun.”
Sucu söyle demis.
Patronun evine dönerken yolun kenarindaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçektende tepeyi tirmanirken çatlak kova patikanin bir yanindaki yabani çiçekleri isitan günesi görmüs.
Fakat yolun sonunda yine suyunun yarisini kaybettigi için kendini kötü hissetmis ve yine sucudan özür dilemis.Sucu kovaya sormus, “Yolun sadece senin tarafinda çiçekler oldugunu ve diger kovanin tarafinda hiç çiçek olmadigini fark ettinmi.Bunun sebebi, benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdir.Yolun senin tarafina çiçek tohumlari ektim ve her gün biz irmaktan dönerken sen onlari suladin.Iki yildir ben bu güzel çiçekleritoplayip onlarla efendimin sofrasini süsleyebildim.Sen böyle olmasaydin,efendimde evinde bu güzellikleri yasayamayacakti.”

Hepimizin kendimize has kusurlari vardir.Hepimiz aslinda çatlak kovalariz.Kusurlarinizdan korkmayin.Onlari sahiplenin.Kusurlarinizda gerçek gücünüzü buldugunuzu bilirseniz,sizde güzelliklere sebep olabilirsiniz.


May 13 2008

Gerçek Dost

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 13:50

Genç adamın biri, dermiş babasına her gün
benim de dostlarım var , sendeki dost gibi
baba, itiraz eder olmaz çok dost, hakikisi
belki bir , belki iki, fazlasını bulamazsın gerçek , hakiki
devam eder durur konuşma
aralarında başlar bir tartışma, karar verirler bir sınava,
dostun hakikisini anlamaya…
bir akşam bir . koyun keserler ve koyarlar çuvala baba derki oğluna,
hadi al bu çuvalı , şimdi götür dostuna
çuvaldan kanlar damlamakta , sanki öldürmüşler de bir adamı koymuşlar çuvala
çalar kapıyı
dost bakar ki bir çuvala hemde kanlı
kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını
böylece tek tek dolaşır delikanlı,
kendince tanıdığı sevdiği dostlarını
ne çare hepsinde de sonuç aynıdır
evlat geriye döner
ama içten yıkılır….
babasına dönerek, haklıymışsın baba der dost yokmuş bu dünyada ne sana nede bana
baba hayır evlat der benim bir dostum var bildiğim hadi çuvalı alda bir kerede git ona
genç adam çuvalı sırtlar tekrar . alnından ter , çuvaldan kanlar damlar..
gider baba dostuna
kabul görür sevinir
o dost delikanlıyı alır hemen içeri geçerler arka bahçeye bir çukur kazarlar birlikte
çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak
belli olmasın diye dikerler sarımsak
genç adam gelir babasına
baba işte dost buymuş diye konuşunca . babası daha erken o belli olmaz daha
sen yarın git ona çıkart bir kavga atacaksın iki tokat hiç çekinmeden ona
işte o zaman anlaşılacak dostun hakikisi sonra gel olanları anlat bana
genç adam aynen yapar babasının dediğini maksadı anlamaktır dostun hakikisini
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı der ki tokadı yiyen DOST
git de söyle babana biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!!!

MEVLANA NE DEMİŞ
SEVİLECEK BİRİ OLMADIĞIN ZAMANLARDA BİLE SENİ SEVMELİ
SARILACAK BİRİ OLMADIĞIN ZAMAN BİLE SANA SARILMASI
DAYANILMAZ OLDUĞUN ZAMANLARDA BİLE SANA DAYANMALI
DOST DEDİĞİN
FANATİK OLMALI
BÜTÜN DÜNYA SENİ ÜZDÜĞÜNDE SANA MORAL VERMELİ
GÜZEL HABERLER ALDIĞINDA SENİNLE DANS ETMELİ
VE AĞLADIĞINDA SENİNLE AĞLAMALI….
AMA HEPSİNDEN DAHA ÇOK
DOST MATEMATİKSEL OLMALI
SEVİNCİ ÇARPMALI
ÜZÜNTÜYÜ BÖLMELİ
GEÇMİŞİ ÇIKARMALI
YARINI TOPLAMALI
KALBİNİN DERİNLİKLERİNDEKİ İHTİYACI HESAPLAMALI
VE HER ZAMAN BÜTÜN PARÇALARDAN DAHA BÜYÜK OLMALI

İŞİ BİTİNCE SENİ BİR TARAFA ATMAMALI………….


May 13 2008

Asi Kız

Kategori: Hikayeilk_bahar @ 13:44

Bir zamanlar her zaman asabi ve her zaman saygısız olan bir kız yaşardı.Büyüklerinin yani yaşlı dedesinin babaannesinin kalbini kırardı.Bu kız hiç derslerine çalışmazdı.Ama yazarlığada büyük bir yeteneği vardı.Sanki herkese bağırıp çağırmaktan zevk alıyor gibiydi.hiç kimse onu anlamıyordu.O aslında öyle sıcak kanlı bir insandı ki.Ama kimse dedim yaa onu anlamıyordu.Oysa o herkesi canından çok seviyordu.Geceleri sessizce ağlıyor.Niye beni kimse anlamıyor diye söyleniyordu.Artık onun tek arkadaşı yanlızlık olmuştu.Yanlız kalmayı tercih ediyor, ona kendini alıştırmaya çalışıyordu.Onunda canı yanıyordu.O da çok acı çekiyordu.Onun tek bir arkadaşı vardı.onu anlayan ve onnu seven…bir gün onunla aralarında bir konuşma geçti:
arkadaşı ona:biliyormusun sen benim en yakın arkadaşımsın.Çünkü diğerleri her zaman benim arkamdan konuşuyor.Ama sen hiç öyle bir şey yapmıyorsun.Onları hiç anlamıyorum.Ve umrumda da değiller.
-ahh ardaşım ahh beni zaten bir tek sen anlıyorsun.sende benim en yakın arkadaşımsın.
BİR GÜN YİNE GECEYDİ.Ve her zamanki gibi ağlıyordu.gece hissizleşiyordu.Yeniden güneş doğacaktı ve bu bir mucizeydi.yine gözünden yaşlar boşaldı.İçinden bu nasıl oluyor diye geçirdi ve gülümsedi.Annesi bunu gördüğünde çok sevindi yıllardır ilk kez gülümsüyordu.


May 13 2008

Deneme

Deneme





 

 

KayboldumFM



 


Online Saya